Editör'den Haberler Köşe Yazıları Medyada Çocuk Ajandası Tıbbi Makaleler Uzmana Sorun Anne Babalara Kısa Kısa Özel Dosya Röportajlar Öneri Tahtası
22 Eylül 2017 Cuma
Ana Sayfa Hakkımda Çocuk - Gündem Çocuk - Kültür Çocuk - Ruh Sağlığı Etkinliklerimiz İletişim

Tüm Tıbbi Makaleler
   »  Çocuk - Gelişim
   »  Çocuk - Ruh Sağlığı
   »  Çocuk - Aile
   »  Çocuk - Okul
   »  Çocuk - Genel Sağlık
   »  Çocuk - Genel Konular
ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSTİ RANDEVUSU ALMAYI DÜŞÜNENLER
Dr Ahmet Çevikaslan; Adalar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü İle Heybeliada Lions Kulübü'nün Ebevenlere Yönelik Olarak Ortaklaşa Düzenleyeceği Toplantıda Konuk Konuşmacı Olarak Yer Alacak.
Konu: Ergenler Ve Aile İçi İletişim
Tarih,Saat:18 Ekim 2011, 14-16
Yer: Büyükada 125. Yıl Atatük İlköğretim Okulu


Dr Ahmet Çevikaslan 7 Ekim 2011 tarihinde saat 21'de CNN'de "Şirin Payzın İle Ne Oluyor?" programının canlı yayın konuğu.
Konu: DEHB Tedavisi Ve İlaç Kullanımı
(Link: http://tvarsivi.com/dr-fusun-cuhadaroglu-uzm-dr-ahmet-cevikaslan-psikiyatrist-tanju-surmeli-ve-psikolog-tuce-atas-cocukl-07-10-2011-izle-i_2011100174533.html)


Dr Ahmet Çevikaslan 20 Temmuz 2011 tarihinde saat 22'de Haber 24'de Ardan Zentürk İle Olay Yeri programında
Konu: Sosyal Paylaşım Siteleri


Dr Ahmet Çevikaslan; 3 Haziran 2011 tarihinde saat 16'da A HABER kanalı AKŞAMA DOĞRU programında Defne Samyeli'nin stüdyo konuğu.
Konu: SBS Öncesi Çocuklar Ve Ailelere Öneriler


Maddi durumu yetersiz ve babası olmayan çocuklara kucak açan Darüşşafaka İlköğretim Okulu'na başvurular başladı.
Bilgi için: www.darussafaka.k12.tr/tr/index.php/sinav-2011


Dr Ahmet Çevikaslan 7 Nisan 2011 tarihinde TGRT Haber 16:00 Haberleri'nde stüdyo konuğu
Konu: YGS, Şifre İddiaları, Öneriler


"Epilepsi Ve Ben" Resim Yarışması.
Sanofi-Aventis İlaç Firması Sponsorluğu İle Türk Epilepsi İle Savaş Derneği Tarafından Organize Edilen, Epilepsi Tanısı Almış Çocukların Katolabileceği Yarışma.
Ayrıntılar İçin: http://www.sanofi-aventis.com.tr/urunler/Epilepsi_Yarisma_2011_formu.pdf


Dr Ahmet Çevikaslan 22 Kasım 2010 tarihinde Kanal A Anahaber Bülteni'nin Konuğu.
Konu: Okullarda Langırt Masası


Çocukların Sağlıklı Beslenmeleri Konusunda Sağlık Bakanlığı'ndan Sesli Kitap Uygulaması,
Bilgi İçin: http://www.beslenme.saglik.gov.tr/index.php?pid=268


TÜYAP 29. İstanbul Kitap Fuarı Çocuk Kulübü Etkinlikleri
Bilgi İçin: http://www.istanbulkitapfuari.com/


2. Çalışan Çocuk Karikatürleri Yarışması Sergi Açılışı
Düzenleyenler : Karikatür Vakfı ve
Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı
Yer: Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi
Tarih Ve Saat: 3 Kasım 2010, 18:45


Dr Ahmet Çevikaslan 14 Eylül 2010 tarihinde saat 11'de CNN Haber Bülteni telefon konuğu
Konu: 'Okula Yeni Başlayan Minikler'


Dr Ahmet Çevikaslan 13 Ağustos 2010 tarihinde saat 10:00'da CNN Haber Bülteni telefon konuğu
Konu: "LYS, Kazanamayanlar Açısından"


Çocuklar İçin Yaratıcılık Atölyeleri
Suna Ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi'nde,
03-08 Ağustos Tarihleri Arasında
www.peramuzesi.org.tr


24-25 Haziran 2010 tarihleri arasında; 'İstanbul'da Okul Öncesi Eğitimi Geliştirme ve Niteliğini Artırma, Eğitim Materyalleri' konulu '2010 Kültür Başkenti'nde Yükselen Çocuk Sesleri Çalıştayı'


Dr Ahmet Çevikaslan 17 Haziran 2010 tarihinde saat 21'de CNN Türk TV'de Açıkça programında İrfan Değirmenci'nin canlı yayın konuğu
Konu: Karne Süreci, LYS, Tatil


Kadıköy Belediyesi 9. Çocuk Tiyatro Festivali,
1-12 Temmuz 2010 tarihleri arasında her gece saat 21:00'de Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nda


Dr Ahmet Çevikaslan 7 Mayıs 2010 tarihinde öğle haberlerinde Sky Türk TV'nin telefon konuğu.
Konu: Siirt'te Çocuk Anneler


Dr Ahmet Çevikaslan 1 Mayıs 2010 tarihinde saat 10:00-12:00 arasında Airport TV'de Hayatın Ta Kendisi programında Nur Banu Molla'nın stüdyo konuğu


Dr Ahmet Çevikaslan 30 Nisan 2010 tarihinde saat 17 CNN Haber Bülteni'nde gündemi konuşacak
Konu: YGS Sonuçlarının Değerlendirilmesi Ve Gençler


Ülker Ve Fida Film İşbirliği İle 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Onuruna 17-18 Nisan Tarihlerinde 50 İldeki 158 Sinema Salonunda "Ülker Çocuk Sinema Şenliği"


Dr Ahmet Çevikaslan 11 Nisan 2010 Tarihinde Saat 14'de Habertürk TV'de Habertürk "YGS" Özel Programı'nda Canlı Yayın Konuğu


Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle 18-27 Nisan 2010 Tarihleri Arasında Çocuklar İçin Ücretsiz Oyunlar
Ayrıntılı Bilgi İçin:
www.devtiyatro.gov.tr/web/haberler/dt_23nisan_ucretsiztemsil.html’


Kenan Doğulu'dan Darüşşafakalı Çocuklar Yararına Konser,
Tarih: 21 Nisan 2010,
Mekan: TİM Maslak Show Center


Çocuklara Sinema Atölyesi; 9-12 Yaş Grubuna Yönelik, 10 Nisan-30 Haziran 2010,
Her Cumartesi 10:00-12:30,
Ortaköy Kültür Merkezi Afife Jale Salonu
Başvuru: 2163868703, 5557477557
www.sinematek.org/s/atolyeler/istanbul-atolyeleri/cocuklarla-istanbul.html


Dr Ahmet Çevikaslan 5 Mart 2010 tarihinde saat 22'de Habertürk TV'de Özge Özsağman ile "1 HABER" programının konuğu.
Konu: Anaokulunda Aşk Cinayeti ve Öğrenciler


Dr Ahmet Çevikaslan; 29 Ocak 2010 tarihinde CNN TV 15 Haberleri'nde. Konu: "Küçük Başkanın İsyanı" video-haberinin yorumu


İstanbul Oyuncak Müzesi’nde her cumartesi günü 6-12 yaş grubuna yönelik “Faber-Castell ile Eğlenceli Cumartesi Atölyeleri".
Bilgi için: 0 216 359 45 50 – 51


Dr Ahmet Çevikaslan 28 Ekim 2009 tarihinde saat 22:00'de Habertürk TV " 1 HABER " programında Özge Özsağman'ın stüdyo konuğu.
Konu: İnternet Tuzakları, Öneriler


2. Ministar Çocuk Şenliği 22 Kasım 2009 tarihinde İstanbul Green Park Hotel'de


Dr Ahmet Çevikaslan 14 Eylül 2009, saat 12'de CNN Haberler'de telefon konuğu.
Konu: "İzmir'deki Sniper Çocuklar"


Dr Ahmet Çevikaslan 3 Ağustos 2009 Pazartesi günü saat 12'de CNBC-E FİNANSKAFE programında Gülay Afşar'ın konuğu.
Konu: Çocuklarda Zekanın Değerlendirilmesi


Dr Ahmet Çevikaslan 22 Haziran 2009 tarihinde 13:00 ve 15:00 arasında Kanal 7'de İkbal Gürpınar'ın Mutfağı programının sohbet konuğu


107.0 Radyo Barış Çocuk Ajandası programının 7 Haziran 2009 tarihli konuğu Şişli Terakki Vakfı İlköğretim Okulu'ndan Psikolojik Danışman Beyhan Özpar.
Konu: Yıl Sonu Sınavları, Karne, Tatil Öncesi


107.0 Radyo Barış'da 31 Mayıs 2009 tarihinde saat 12:00'de Çocuk Ajandası programının konuğu Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Pediatrist Uzm Dr Akif Özben
Konu: Çocuklarda Lösemi, Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı Çalışmaları ve 8. Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası





Tüm Ropörtajlar
İNFERTİLİTE (KISIRLIK) ÜZERİNE
İnfertiliye ya da yaygın bilinen adıyla Kısırlık; dünyada her 7 çiftten birini etkileyen bir durumdur. İlk bakışta sağlıklı görünen ve en az 6 ay süreyle düzenli cinsel ilişki yaşayan çiftlerde; çocuk sahibi olamama durumu olarak tanımlanabilir öz ...
Aylık Bülten ve Duyurular
e-posta adresinize gelsin
ister misiniz?
Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz

Çocuk Ajandası  »  Çocuk - Kültür  »  Özel Dosya

TÜRKİYE'DE ÖZEL EĞİTİM

07-10-2008

  Yazdır     Yorum Ekle

GİRİŞ / TANIM

Kendinizi çocuk bekleyen bir çiftin yerine koyun ve gözünüzde bir sahne canlandırın. Zamanında ve sağlıklı bir çocuğunuz doğdu. Bebeğinizin sağlıklı gelişmesine azami dikkat gösteriyorsunuz. Birkaç aydan sonra bebeğinizin çevresine tepki vermediğini, ya da yaşıtları gibi büyümediğini gözlüyorsunuz (ya da çevreden söyleniyor). İçinizi bir kuşku kemiriyor. İlk fırsatta bir doktorun kapısını çalıyorsunuz. Doktorunuz; bazı değerlendirmelerden sonra size "otizm olabilir" diyor. Tedavisini sorduğunuzda, hayatınızda ilk defa duyduğunuz "özel eğitim" ifadesi karşınıza çıkıyor.

Ya da bir başka tablo. Yolunda giden bir hamilelik planlarken, daha anne karnında çekilen ultrasonlarda "gelişiminin zayıf olduğu" söyleniyor. O günden sonra sizi yakalayan hayal kırıklığı gürbüz bir çocuk beklentisini sancılı bir kuşkuya çeviriyor. Doğduktan sonra da; yaşıtları gibi, zamanında başını dik tutamaması, hatta kıpırdamaması nedeniyle gittiğiniz doktorunuzun bunun bir "beyin felci", tıbbi tabiri ile ""serebral palsi" olduğunu söylemesiyle yaşadığınız hayal kırıklığına bir de doğum sonrası anne depresyonu ekleniyor. Tedavisini sorduğunuzda alacağınız yanıt gene aynı: "yaşam boyu özel eğitim".

Kliniklere başvuran onlarca aile her gün bu tabloyu yaşıyor. Teşhisler farklı olabilir. Çocukların gelişimim geriletecek farklı sıklık ve yoğunlukta onlarca hastalık var ama yaşanan süreç çoğu durumda aynı. Konuya yabancı olanlar için "özel eğitim" ifadesi çok fazla anlam ifade etmeyebilir ama özürlü (ya da engelli) çocuk büyüten ailelerin yaşamlarının temel ekseni neredeyse.



 
Gelişme geriliği olan çocukların özel eğitiminden söz edildiğinde, yapılan iş; çocuğun zayıflıklarını düzeltmeye ya da iyileştirmeye çalışmak ya da zayıflıklarından en az zarar görmesini sağlayacak beceriler öğretmek. Bunun içinde göz göze bakmayı başarmak da var, basit bir kutuya uzanıp tutabilmek de var, tuvaletinin geldiğinin farkında olması da var. Öğretilecek olanın içeriği basit olabilir ama bu becerileri verimli çalışmamakta direnen kaslara ve beyine öğreteceksiniz. Çocuk aylar içinde öğrendiği bir beceriyi unutacak, yeni baştan aylarca yine öğreteceksiniz. Bir başka deyişle iğneyle kuyu kazacaksınız. Anne babaların sabırlarına ve beklentilerine de kafa yormayı unutmadan.

Türkiye’de özel eğitimle ilgili olarak; okul ve eğitimci sayısından tutun da, verilen eğitimin kalitesi, özel eğitimciler, doktorlar vb farklı disiplinlerin işbirliğine, yönetmeliklerdeki boşluklara kadar birçok alanda eksikler var. Bizler de Çocuk Ajandası’nın ilk özel dosyasını “Türkiye’de Özel Eğitim” başlığı altında bu konuya ayırdık ve alanda çalışan uzmanların saptamaları ve çözüm önerileri ışığında konuyu tartışmaya açtık.

KURUMLAŞMA VE YASALAŞMA SÜRECİ

Konuyla ilgili pratik zorluklara girmeden önce ülkemizde özel eğitim sürecinin tarihini bir gözden geçirelim.

Özel eğitimin kurumlaşmasının bir resmi (kurumlaşma) tarihi var, bir de gayri resmi (gündelik) tarihi var.

Günümüzde anayasa ile de devlete yüklenen bir sorumluluk olan engellilerin eğitimi konusundaki ilk okullar yaklaşık 120 yıl öncesine dayanıyor. İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde, işitme ve görme engelliler için 1889 tarihinde Gratis tarafından açılan okul 30 yıl eğitim veriyor. Yine İzmir’de 1921’de açılan Sağırlar-Körler Okulu 1950 yılına kadar eğitim veriyor.

1950 li yıllara kadar Sağlık Ve Sosyal Yardım Bakanlığı bünyesinde olan özel eğitim kurumları, bu tarihten sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilir.

Özel eğitim verecek personel yetiştirmek amacıyla 1952 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü bünyesinde kurulan Özel Eğitim Şubesi iki dönem mezun verdikten sonra 1955 yılında kapanır ancak aynı yıl içinde kurumlaşmaya yönelik üç ciddi adım atılır. İlk olarak; günümüzdeki ÖSYM’nin temeli kabul edilen Ölçme Değerlendirme Laboratuarı ile Test ve Araştırma Bürosu açılır. İlaveten şu andaki “Rehberlik ve Araştırma Merkezleri”nin temelini oluşturan “Psikolojik Servis Merkezi” açılır. Ayrıca Ankara’da Yeni Turan ve Hıdırlıktepe ilkokullarında, zihinsel engellilere yönelik ilk özel alt sınıf örnekleri açılır.

1965 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde kurulan Özel Eğitim Bölümü, kurumlaşmaya ve akademik gelişime çok ciddi katkılar sağlamıştır ve bu yararı hala da sürmektedir. Bu bölümde 1978 yılında başlatılan “Özel Eğitim Öğretmenliği Sertifika Programı” 1982 yılında kadar özel eğitim personeli yetiştirir, daha sonra 1982 yılında YÖK tarafından Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bölümü ile birleştirilir ve alana eleman yetiştirmesi sona erer. 1995 yılında Özel Eğitim Bölümü yeniden kurulur, ayrıca 1998-1999 öğretim yılında "Zihin Engellilerin Öğretmenliği Programı" başlatılır.

1981 yılında Eskişehir İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi’nde“Özel Eğitim Sertifika Programı” başlatılır. 1983 yılında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Özel Eğitim Öğretmenliği Programı açılır ve ilk mezunlarını 1987 yılında verir. 1986 yılında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi’nde Özel Eğitim Bölümü Görme ve Zihin Engelliler Öğretmenliği programları açılır. Bunu 1994 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde açılan Özel Eğitim Bölümü izler. YÖK bünyesinde açılan başka okullar sırayla gelir.

Özet olarak; özel eğitim kurumlarının öğretmen gereksinimi 1983 yıllarına kadar normal okul öğretmenlerine verilen hizmet içi eğitim ve sertifika programlarıyla karşılanırken, zamanla açılan okullarda lisans, yüksek lisans, doktora düzeyinde eğitim verilmeye başlanır.
Özürlü ve / veya gereksinimi olan çocukların özel eğitim almasını güvenceye alan yasaların geçmişi de 1940’lı yıllara kadar uzanır.

1948 de çıkarılan ve 1956 da genişletilen yasayla üstün yetenekli / zekalı çocukların devlet tarafından yetiştirilmeleri için gerekli tedbirlerin alınması kabul edilir.

1957 tarihli 6972 sayılı “Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun” çıkarılarak özel eğitime gereksinimi olan korunmaya muhtaç çocuklar için Millî Eğitim Bakanlığı’nca gerekli önlemlerin alınması güvence altına alınır.

1961 yılında yayınlanan 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu nun 12. maddesindeki “mecburi ilköğretim çağında bulundukları halde zihnen, bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan özürlü olan çocukların özel eğitim ve öğretim görmeleri sağlanır” hükmü ile zorunlu ilköğrenim çağında bulunan engelli çocukların eğitimleri yasal açıdan daha da güçlendirilir.

1971 tarihli İş Kanunu ve 1972 tarihli Gümrük Kanunu ile, sırasıyla 50 den fazla işçisi olan yerlerde özürlülere yüzde 3 kontenjan ayrılması ve engellilerin kullanacağı malzemelerden vergi alınmaması kabul edilir.

1983 yılında 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu kabul edilir.

1986 tarihli ve 3308 sayılı “Çıraklık ve Mesleki Eğitim Yasası” ile özel eğitime gereksinimi olan bireyleri bir işin gereklerine ve iş yaşamına hazırlayıcı kurslar düzenlenmesi hükme bağlanır.

Özel eğitimle ilgili konular; 1980’lere kadar Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü bünyesindeki bir şube müdürlüğü tarafından idare edilir. 1980 yılında kurulan Özel Eğitim Genel Müdürlüğü 1983’de Özel Eğitim Ve Rehberlik Daire Başkanlığı’na dönüştürülür. 1992’de ise 3 daire başkanlığı ve 23 şube müdürlüğünden oluşan Özel Eğitim, Rehberlik Ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulur ve bugün bildiğimiz anlamdaki Rehberlik Araştırma Merkezleri aracılığı ile de taşra teşkilatı oluşturulur.

Bu kurumlaşmaya paralel olarak 1983 tarih ve 2916 sayılı "Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu" o dönemin uygulamalarını yönlendirmeye başlar. Özel eğitimin tanımı, uygulama ilkeleri, özel eğitim kurumlarının nitelikleri, özel eğitim adayı çocukların belirlenmesi vb birçok hükmün yer aldığı bu kanunla; özel eğitim gereksinimi olan çocukların yaşıtları ile birlikte ama onlara özgün bir destek içinde uzun süreli ve erken yaştan itibaren özel eğitim almalarının gerekliliği genel prensip olarak vurgulanmış olur.

1991 yılında toplanan ilk Özel Eğitim Konseyi’nde farklı komisyonlarca hazırlanan raporlar da bakanlık politikasında bir hayli belirleyici olur, 1996 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesi ile 1997 tarihinde Özürlüler İdaresi Başkanlığı kurulur.

 
Millî Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Gerektiren Bireyler İçin Evde Eğitim Hizmetleri Yönergesi, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 21/12/2005 tarih ve 360 sayılı Kararı ile kabul edilerek yürürlüğe sokulur.

1983 tarihli “Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunun” yerine kabul edilen 573 sayılı “Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”; özel eğitimle ilgili tanımlar, eğitimin bireyselliği, kaynaştırma programları, okullaşma vs üzerine bugüne kadar ki en kapsamlı düzenleme olmuştur.


ÖZEL EĞİTİMİN GAYRIRESMİ TARİHİ

Türkiye’de özel eğitim hizmetlerinin kuruluşu ve yaygınlaşmasında en büyük rolü öncü kişiler oynuyor elbette. Dolayısı ile ülkemizde bu işin tarihçesinden söz ederken kişisel öykülerden yararlanmamak haksızlık olurdu.

80 li yıllardan itibaren Kadıköy’den başlayarak özel eğitimin kurumlaşması için ciddi çaba harcayan pek çok öncü isimden birisi de Eğitim Uzmanı Yunus Cingöz.
Yunus Cingöz'ün anlattıklarına bakılırsa; 80 yıllarda eğitim süreci içinde angarya hizmet olarak görülen ve merkezle ters düşenlerin kızağa çekildiği yer olan özel eğitim hizmet birimlerinde, engelli çocukların toplanması da tam bir alaylı marifeti. Okullardan sevk edilen başarısız öğrenciler üzerinde çalışılarak ve farklı tanı gruplarından numuneler! alınarak tanıları öğreniyorlar. İşi işte öğrenen kuşaktan geliyor Yunus Cingöz. Birer ikişer alınan vakalarda başarı sağlanınca evlerde bile özel eğitime başlanıyor.

Birer ikişer çabanın yetmeyeceği düşünülerek özel eğitim hizmetlerini yaygınlaştırma ve kurumlaştırma çabası ile kaymakamlık destekli Rehberlik Araştırma Ve Dayanışma Derneği kuruluyor. Ve bunları yaparken, en çok da; bakanlık içindeki yöneticilere dahi özel eğitimi anlatmak (öğretmek) zorunda kalmaları dokunuyor.

Sınıfların arkasına atılan engelli çocukların eğitimi için kadroların da arkasına atılan, angaryaya razı öğretmenlerle kollar sıvanıyor. “Deliler sınıfı” tanımına bile göğüs gerilerek özel alt sınıf açtırma gayretlerine girişiliyor, kömürlüklerden “özel” alt sınıflar yaratılıyor.
Yaptıklarını duyurmak ve toplumsal destek alabilmek amacıyla başvurdukları gazetecilerin sansasyonel manşetleri yüzünden zor durumda kalıyorlar ama kızamıyorlar da. Çünkü; bakanlığa yaptıkları kurumlaşma başvurularına il müdürünün gösterdiği defansın yanında basit bir ayrıntı gibi kalıyor bu.

90’lı yılların başında Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda yapılan Özel Eğitim Festivali / Seminerleri ertesi yıllarda bütün ülkeye yayılıyor. Kadıköy Belediyesi’nin mekan ve finansman desteği büyük güç veriyor kendilerine. Moda semtinde özel eğitim için bağışlanan araziyi ve üzerindeki köşkü, lojman yapmaya niyetlenenlerin ellerinden kaçırma çabaları ve yardımseverlerin katkıları ile adam etmeleri, yerleştikten sonra da tamamı ile çocuklar üzerinde deneme yanılma yoluyla kendi eğitim programlarını yaratmaları gibi, zamanın zihniyetini yansıtan birçok anı kırıntısı var Yunus Cingöz’ün belleğinde.

Bugüne geldiğimizde ise; Yunus Cingöz, başlangıç evresindeki bürokratik engellerin yirmi yıl sonra bile hala sürmesinden (ya da desteksizlikten), kurumlaşmanın kısa sürede özelleşmeye ve piyasalaşmaya dönüşmesinden, özel eğitim merkezlerinin plansız ve uygunsuz açılmasından, bunun sonucunda da sektör dışından insanların tatlı para kazanmak amacı ile diploma kiralayarak sektöre dadanmalarından, özel eğitim yöntemlerinin yenileşmemesinden yana da oldukça dertli.

Kendisine ve onun kişiliğinde diğer öncü eğitimcilere minnettarlıkla teşekkür ederek bugünün Türkiye’sine geliyoruz.

2000’LERİ GEÇERKEN

Ülkemizde, engelliler üzerine 2002 yılında Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından Türkiye İstatistik Kurumuna yaptırılmış olan “Türkiye Özürlüler Araştırması” sonuçlarına göre 6.7 milyonu psikiyatrik ve kronik hastalıklar olmak üzere 8.5 milyondan fazla özürlü bulunuyor. Bunun da yüzde yirmi altısını 19 yaş ve altı çocuklarla ergenler oluşturuyor.

Özürlüler; özür durumları konusunda aldıkları destek araştırıldığında sonuçlar karamsarlık yaratıyor. Özürlülerin yüzde doksan dokuzu özür durumları ile ilgili mesleki eğitim, aile rehberliği ve sosyal hizmet almıyor, yüzde doksan dördü rehabilitasyon hizmeti almıyor, yüzde seksen yedisi eğitim hizmeti almıyor, yüzde kırk dördü sağlık hizmeti almıyor. Bunun da başlıca nedenleri; ülkemizde özürlülere hizmet konusunda nitelikli kurumsallaşmanın ve bağlayıcı politikaların olmaması, kaynak yetersizliği ve diğer nedenler. (Bkz:Tablo 1)

 
Çocuklara gelindiğinde ise; 2007-2008 öğretim yılı itibarı ile ülkemizde Özel Eğitim Rehberlik Ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne kayıtlı; 609 yönetici ve 4758 öğretmenin bulunduğu toplam 561 okulda 28252 özürlü öğrenci eğitim görüyor (Bkz: 2007-2008 YILI ÖZEL EĞİTİM REHBERLİK VE DANIŞMA HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURUM VE ÖĞRENCİ SAYILARI)

Türkiye’de 1998 nüfus sayımı ve sonraki nüfus artışı esas alındığında 0-18 yaş grubunda üç milyonun biraz üzerinde özel eğitim gerektiren çocuk ya da ergen bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan yalnızca 30 bine yakınının eğitim görmesi gerçekten çok ciddi bir sorun.

GÜNCEL SORUNLAR

2000’li yılların Türkiyesi’nde özel eğitimin güncel problemlerine farklı disiplinlerden gelen uzmanlar farklı açılardan yaklaşıyorlar ama ifade edilen sorunların genellikle ortak olduğu da gözleniyor.

 
İlk olarak görüşlerine başvurduğumuz Çocuk Ve Ergen Psikiyatr Uzm Dr Gökçe Küçükyazıcı; kendisine başvuran özürlü çocukların özel eğitime başlamasında ve sürdürmesinde, ekonomik sorunların başta gelen en büyük engel olduğunu vurguluyor. Ayrıca ailenin teşhise ilk anda verdiği tepkinin önemli olduğunu, çünkü teşhise güvenememek, karı kocanın birbirlerini suçlaması ya da kendi içlerinde suçluluk yaşamaları gibi olumsuz tepkilerin ailenin tedavi uyumunu en baştan bozduğunu belirtiyor. Çözüm önerileri ise çok bildik aslında: Özürlü çocuğun tedavisinin planlanması ve takibinde en büyük sorumlu yine kendi doktoru ancak çoğu hasta kısa sürede hekim takibinden kopuyor ve bu da tedavi kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Özel eğitim gerektiren hastalarda, çocuk psikiyatr ya da çocuk nörologlarının ya da ilgili branş hekimlerinin merkezi noktada olması, çocukla ilgili bütün disiplinlerin tek merkezden yönetilmesini sağlar, ailelerin istismar edilmesinin ve olası yolsuzlukların da önüne geçebilir oysa ki. Özürlü çocuklar; doktorların karşısına ya sağlık raporu alırken ya da ilaç tedavisiyle davranış kontrolü sağlamak amacı ile getiriliyorlar genellikle. Ebeveynin ruh hali gözden kaçıyor, merkezin veremediği eğitimler eksik kalıyor vs. Hiç doktor yüzü görmeden doğrudan rehabilitasyon merkezlerine yönlendirilen ve yanlış teşhislerle oyalanan aileler var. Bu; Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerine de aykırı

 
Özürlülere nitelikli özel eğitim sağlamak ile sağlıklı yaşıtlarının arasına kaynaştırmak arasındaki dengeyi tutturamamamızdaki paradoksları örnekleriyle açıklıyor Başbakanlık Özürlüler Dairesi’nden Uzman Psikolog Tayyar Kuz: Avrupa ülkelerinde onlarca yıl önce kapatılmış okul tipleri hala ülkemizde faaliyet göstermektedir. Ortopedik engelli bireyler için oluşturulmuş özel eğitim okullarını buna örnek olarak verebiliriz. Günümüzde küresel temelde ortopedik özürlülere yönelik bir okulun varlığı, dünyadaki geçerli mantıksal çerçevenin oldukça dışında gözükmektedir. Ülkemizle yurtdışını kıyasladığımızda, yurtdışında yaşanan gelişmelerin özürlülerin yaşam standartlarını ilerletmek ve hayatın tüm alanında ayrımcılığı ortadan kaldırmak için başlayan özürlü hareketinin doğal sonucu olduğunu görürüz. Ülkemizde ise benzer bir sosyolojik değişim ve hareket hiçbir zaman oluşmamıştır.” Dünyada gelişen eğitimde fırsat eşitliği ve demokratik eğitim anlayışının özel eğitim süreçlerine de yansıdığını ancak ülkemizin bu konuda tutarsız kaldığını da ekliyor Tayyar Kuz. Asıl tutarsızlığımız ise; erişkin özürlülerin durumunu ve iş hayatına entegrasyonunu sorduğumuzda ortaya çıkıyor.”Özürlülerin işgücüne katılım oranı % 21.7 ya da işgücüne dahil olmayan özürlü nüfus oranı 78.29. Bu oran erkek özürlüler için % 32.2, kadın özürlüler için ise % 6.7 olarak biliniyor. Özürlülerin % 60.2’si sosyal güvenlik hizmetlerinden faydalanıyor. Ayrıca mevcut Sosyal Güvenlik Kanunları uyarınca; özürlüler sosyal güvenliği (bizzat istihdamda olan) olan anne ve babalarının hak sahibi olarak ömür boyu sosyal güvenlik yardımlarından faydalanabiliyorlar.” Psikolog Kuz’un anlattıklarına bakılırsa; çocukken okullarda sağlıklı yaşıtlarıyla kaynaştırmaya çalıştığımız özürlüleri; erişkin olduklarında toplumla kaynaştıramıyoruz.

GATA Gülsav Özel Eğitim Merkezi’nden Klinik Psikolog Mustafa Sungur ise özel eğitim veren kurumlar arasında iletişim ve koordinasyon eksikliğinin, ayrıca özel eğitim kurumlarının yeterince denetlenememesinin ciddi sorunlar olduğunu belirtiyor. Özürlü çocukların tedavisi sürecinden sorumlu hekim, psikolog, eğitimci, okul vb farklı disiplinlerin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğunu vurguluyor ve özürlü çocuğun psikososyal, duygusal ve bedensel bütün ihtiyaçları göz önünde tutulduğunda, bu disiplinlerin işbirliği içinde olmasının özellikle altını çiziyor. Özel eğitim konusunda nitelikli eğitmen sayısının azlığını en önemli sorun olarak görüyor. Son yıllarda bakanlığın bazı uygulamalarının da kapsamlı düzenlemeler olmadığını, sadece özel eğitim ödeneklerini azaltmakla sınırlı olduğunu, bunun da özürlü çocukların özel eğitim alma hakkını kısıtlayacağını anlatıyor bizlere.

Son yıllarda özel eğitim merkezlerinin sayısının giderek arttığını, bu durumun da ailelerin ve devletin verdiği ödeneklerin istismarına neden olduğunu, bakanlığın da önlemler almasının haklı olduğunu söylediğimizde; bu kurumların sadece ilköğretim müfettişleri tarafından denetlendiğini belirterek Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konudaki yetersizliğini doğruluyor Psk Sungur. Kurumların açılışları ve işleyişleri sürecinde uygun bir denetim sisteminin bakanlık tarafından oluşturulması ve hem mali hem de eğitsel konularda denetlemeye yetkin uzman bir kadronun yetiştirilmesi gerektiğini, ayrıca ailelerden de destek alınabileceğini, böylece yolsuzluğun da önüne geçilebileceğini, oysa çıkarılan yönetmeliklerin “denetleyemiyorsak ortadan kaldıralım” mantığı taşıdığını anlatıyor bizlere.

Özürlü çocuklarla ilgilenen farklı disiplinlerin temsilcilerinin konuyla ilgili çok ciddi eleştirileri ve belli başlı çözüm önerileri var. Çözüm önerileri aramadan önce; yaşanan sorunları ana başlıkları ile ortaya koymakta yarar var.

Özürlü Çocuk Ailelerinin Yaşadıkları Sorunlar

- Ülkemizdeki bütün özürlülerin sağlık hizmetlerine ulaşma şansı yok. Ekonomik zorluklar, hekim, özel eğitimci ya da ilgili uzman kadro eksikliği, tanı ve tedavi merkezlerinin sayıca ve kalitece yetersizlikleri bunda en büyük etken.

- Sadece sağlık hizmetleri değil; eğitim ve sosyal yaşamla ilgili hizmetlerden de yeterince yararlanamıyorlar, bu durum özürlülerin toplumdan daha da izole olmalarına neden oluyor.

- Devlet hastaneleri de olsa özel sektör hastaneleri de olsa; tanı konulması, tedavinin planlanması süreci uzun sürüyor, ailelerde yılgınlık yaratabiliyor.

- Ekonomik yetersizlikler ve nitelikli uzman eksikliği, başlatılan tedavinin sürdürülmesini de aksatıyor çoğu durumda.

- Ailelerin, çocuklarını haftada bir iki defa özel eğitim merkezlerine taşımak dışında tedavi seçenekleri çok fazla bulamıyorlar. Şanslı olanlar hekim kontrolünde ilaç tedavilerinden, ekonomik güçleri ölçüsünde de diğer sosyal destek sistemlerinden yararlanabiliyorlar, o kadar.

- Özel eğitim olanakları ve uzmanlar büyük şehirlere konuşlanmış durumdalar. Merkezden uzaklaştıkça tedavi şansı daha da azalıyor.

- Özürlü çocukların zamanla kendilerine yeter durumda olmayı öğrenmeleri, çeşitli beceriler kazanmaları ve hatta mesleki eğitim almaları gerekli ama çoğu durumda yapılamıyor. Özel eğitim yöntemleri genellikle bugüne, şimdiye odaklı, geleceğe değil.

Özel Eğitim Uzmanları Açısından Yaşanan Sorunlar

-Kaliteyi gözetmeden çalışabilen, denetimden uzak merkezler haksız rekabet yaratıyor. Kiralık diplomayla çalışan merkezler, lise mezunu özel eğitimciler vs ile karşılaşmak da mümkün, özel eğitim başlığı altında “ders çalıştıran” özel eğitimcilerle karşılaşmak da.

-Bir seri değerlendirme, tetkik sürecinden geçmiş ailenin bilgisizliği, şaşkınlığı ve yorgunluğu daha özel eğitime başlarken eğitimcinin karşısına geliyor. Türkiye’de tanı konulması ve özel eğitime başlama süreci uzun ve yorucu.

-Özel eğitim uzun bir süreç. Ailelerde kopuş fazla. Bu uzun süreçte ailenin motivasyonu düşebiliyor, çeşitli gerekçelerle çocuğun eğitim süreci aksayabiliyor, aileler başka merkezlere ya da tedavilere yönelebiliyorlar, araya giren sağlık sorunları çocuğun kazanımlarını geriletebiliyor, kimi yıllarda yönetmeliklerde yapılan değişimler sağlık kurulu raporu almayı olanaksızlaştırırsa aile, aldığı hizmeti sürdüremeyebiliyor.

-Özel eğitim merkezi açmak ve iyi bir kalite tutturmak kolay değil. Bakanlık yönetmeliklerinin beklentileri ile gündelik pratikler her zaman uyuşmayabiliyor. Bu da aileleri ve eğitimcileri kolaycılığa ya da kaliteden ödün vermeye zorlayabiliyor.

-Özel eğitimdeki çocuğun farklı sağlık sorunları ortaya çıktığında; örneğin bir çocuk psikiyatr ya da çocuk nöroloğu ya da pediatristi gereksinimi olduğunda; aileler kendi olanakları ile araştırıyorlar. Özel eğitimci ile hekimlerin ya da diğer disiplinlerin işbirliği kurumsal değil, kişisel ilişkilere bağlı.

-Bakanlık; zaman zaman yönetmelikler çıkarıyor ama bu durumdan özel eğitimcilerin de diğer sağlık personelinin de, hatta ailelerin de haberi bile olmayabiliyor. Hem yönetmeliğin hazırlanması hem de duyurulması sürecinde. Yapılan her yönetmelik değişiminde; örneğin özür yüzdeleri değişebiliyor, sağlık raporuna dahil olma kriterleri değişebiliyor, bazı çocuklar hak ettiği halde eğitim alamayabiliyor, yani “kurunun yanında yaş da yanabiliyor”.

Hekimler Ve Diğer Sağlık Personeli Açısından Sorunlar

- Klinikte tanı alan ve özel eğitim alması önerilen her hasta bunu alamayabiliyor. En önemli engel ekonomik yetersizlik. Bunun dışında özel eğitim uzmanlarının ve okullarının yetersizliği, ailenin sosyokültürel düzeyinin düşüklüğü ya da bilinçsizliği gibi nedenler de var.

-Aileler özel eğitimin ne anlama geldiğini kavrayamadıklarında beklentileri de gerçekçi olmayabiliyor, bu da özel eğitimden kopuşu kolaylaştırıyor.

-Özel eğitime yönlendirdiğimiz hastaların seyirlerini her zaman bilemeyebiliyoruz. Hekim; hastanın tedavisinin planlayıcısıdır ve hastalık seyrinden (prognoz) sorumludur. Fakat süreç içinde uygulanan özel eğitimin içeriği, niteliği konusunda bilgi sahibi olmayabiliyoruz. Özel eğitime başlandıktan sonra; kriz anlarında ya da ilaç tedavisi gerektiğinde uğranılan kişi oluyor hekim. Oysa bütün kronik ve sistematik hastalıklarda ekip çalışması esastır.

-Özel eğitime dair sağlık kurulu raporları sadece eğitim hastanelerinde ve az sayıda klinisyen tarafından veriliyor, bu da iş yükünde yığılmalara neden oluyor.

-Çocuk psikiyatrları ya da nörologları tarafından izlenen özürlü çocukların erişkinlikleri daha büyük sorun. Sosyal yaşama entegre olamadıkları gibi, eğer kritik sağlık sorunları yok ise sağlık hizmetlerinden de tasfiye olabiliyorlar. Oysa büyüdüklerinde farklı tanılar alabiliyorlar, klinik tablo değişebiliyor. Üstelik mesleki olarak hazırlanmadan büyüyorlar, özel eğitimden yararlanma olanakları da iyice azalıyor.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Özel eğitimin farklı alanlarında çalışan uzmanlar; sorun noktalarında birleşiyorlar. Galiba en önemli sorunlar disiplinler arası koordinasyon eksikliği, nitelikli eğitimci azlığı ve ekonomik zorluklar. Özel eğitimin uygulanışındaki özensizlikler ve denetleme eksiklikleri de bunu izliyor.

Sorun bolluğu olan özel eğitim sektöründe, çözümlerin neler olabileceği de yine alanda çalışan uzmanların önerilerinde somutlaşıyor.

-Öncelikle özel eğitim hizmetlerinin Türkiye’nin her yerine yaygınlaştırılması gerekiyor ki, bu zaten hükümetlerin takip etmekle sorunlu oldukları bir görev ve anayasa ile güvenceye alınan bir hak.

-Özel eğitim hizmetlerinin kalitesinden sadece bakanlık değil, bu alanda çalışanlar da sorumlu olmalı. Farklı disiplinler arası işbirliğini arttırıcı yeni kurumsal düzenlemeler sektöre kaliteyi getirecek, kalitesiz hizmet verenler kendiliğinden tasfiye olacaktır zaten.

-Özel eğitim kurumlarının mali ve idari denetlemesi için bir an önce ilgili bakanlıklar bünyesinde uzman ve yetkin birimler oluşturulması elzemdir.

-Özel eğitim hizmetlerinin kalitesinin arttırılması sadece eğitim kurumlarının teftiş edilmesi ile olmaz. Denetleme dışında yöntemler de bulunmalı. Özürlü çocuk ailelerinin bilgilendirilmesine yönelik çalışmalar yapılabilir, bu da ebeveynlerin kendi tedavilerini daha bilinçli sahiplenmelerini sağlar. Yönetmelik değişimlerinde özel eğitim merkezi temsilcilerinin ve ilgili akademik çevrelerin de görüşleri mutlaka alınmalı, bu noktalarda uzmanların inisiyatif almaları kaliteli olanları öne çıkaracaktır. Özürlü çocukların toplumsal yaşama entegrasyonunu arttırmak amacı ile kitle iletişim araçlarının da desteği sağlanarak bütün toplumun farkındalığı artırılabilir.

-Toplumu bilgilendirme çalışmalarında; özür yaratan hastalıkların azaltılmasına yönelik olarak; gebelik bakımı ve sağlıklı doğum, akraba evliliklerinin azaltılması, gelişim takibi vb konulara da yer verilmeli, koruyucu önlemlerin daha öncelikli olduğu öne çıkarılmalı. Önceden önlem almak özürlüyü sonradan hayata adapte etmeye çalışmaktan çok daha kolay ve ucuz çünkü.

-Özürlü çocuk büyüten ailelerin ruhsal olarak da desteklenmeleri için ilave düzenlemeler yapılabilir, bu sayede çocukların tedavi verimi de artacaktır.

-Her yönetmelik değişiminde bazı aksamalar olabiliyor; rapor kriterleri değişebildiği için devlet desteğine güvenen aileler tedaviyi kesmek zorunda kalabiliyorlar, özel eğitimcilerin tedavi planları aksayabiliyor, aileler önceki ve sonraki yönetmelik arasında tercih yapmak durumunda bırakılmamalı, çünkü tedavi süreklilik gerektirir.

SONUÇ

Konunun uzmanlarının saptamaları ve önerileri bunlar. Özel eğitim hizmetleri tıpta üçüncü basamak tedavi hizmeti denilen sınıfa girer, yani şifa ile düzelme olanağı olmayan hastaların yaşama uyumunu maksimize etmeye yönelik tedavilerdir. Asıl olan koruyucu hekimliktir, bu hastalıkların olmaması için tıbbi ve sosyal önlemleri almak, toplumu eğitmek öncelikli olmalıdır, çünkü daha kolay ve ucuzdur. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması, aşılama hizmetleri, gebelik bakımı ve takibi, akraba evliliklerinin önüne geçilmesi, sağlıklı doğum ortamı vb çok basit, kolay ve ucuz önlemler bile özürlü çocukların sayısını bir hayli azaltacaktır. Oysa sağlık hizmetlerinin giderek piyasalaşması; ilk önce koruyucu sağlık hizmetlerini vuruyor. Geçen aylarda büyük şehirlerde yaşanan bebek ölümleri en net göstergesi bunun.

Türkiye’nin 120 yıllık özel eğitim tarihini kabaca özetlediğimizde 50’li yıllarda kurumlaşma, 70’li ve 80’li yıllarda yasalaşma, 90’lı yıllarda akademik gelişme ve 2000’li yıllarda ise piyasalaşma sürecinden geçtiğini söylemek fazla iddialı olmayacak.

Son yıllarda bakanlığın (haklı olarak) piyasalaşmayı ve istismarı önleyici önlemlerinden sonra kuruların yanında yaşların da yanabildiğini özel eğitim alanındaki profesyoneller birebir yaşıyorlar. Söz gelimi; bebeklik çağında yoksulluk, travma vb sosyokültürel nedenlerle yaşıtlarından geri kalmış ve kısa süre özel eğitim desteğiyle düzelebilecek “tepkisel bağlanma bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu” gibi durumlar yaşamış ve ailesinin olanağı olmayan çocuklar neden özel eğitim desteğinden mahrum kalsınlar ya da “otizm” gibi yakıştırılmış tanılarla kodlansınlar. Hafif zeka geriliği olan çocuk özel eğitim desteği alabiliyorken sınır zeka çocuk neden alamasın, sağlıklı yaşıtlarına kaynaşma dönemindeki örselenmelere karşı destekleyici eğitim almasın mı?

Bu sorular çoğaltılabilir ama sistemin açıklarını herkesin kendi açısından sorgulamasından çok; Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer sorumlu kurumların, yıldan yıla değişen yönetmelikler çıkarmak yanında; ilgili disiplinleri birlikte düşünmeye ve çalışmaya özendirecek daha yapısal uygulamaları devreye sokması daha uygun olacak galiba. Bugüne odaklı özel eğitim sistemi güncel problemlerle uğraşmak zorunda kalır, oysa geleceğe odaklı özel eğitim sistemi planlama ve kurumlaşmaya harcar enerjisini.

SON

EK MAKALE VE SÖYLEŞİ:

ÖZEL EĞİTİME BAŞVURMA SÜRECİ

Çocuğunun özel eğitim gerektiren bir problemi olduğunu öğrenen aileler neler yapabilirler. Bunu da Özel İlkem Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi’nden Psikolog İlke Erdaş yanıtlıyor:

Özel eğitim alınmasının gerekli olduğunu belirtir sağlık kurulu raporları gerekli öncelikle. Ülkemizde özel eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışıyor. Bu yüzden özel eğitim kurul raporları da bakanlığa bağlı Rehberlik Araştırma Merkezleri tarafından verilebiliyor. Her ilçede bir Rehberlik Araştırma Merkezi var. Her aile ikamet adresinin bağlı olduğu Rehberlik Araştırma Merkezine başvuruyor ya da bir sağlık profesyoneli tarafından gönderiliyor ve çocuğunun değerlendirilmesi için randevu alınıyor. Eğitsel tanı (zihinsel gerilik, öğrenme güçlüğü vs) gerektiren durumlarda sağlık kurulu raporuna gerek duyulmadan değerlendirmeyi Rehberlik Araştırma Merkezi yapabiliyor. Ancak otizm, beyin felci, Down sendromu gibi klinik ortamda değerlendirme gerektiren durumlarda tam teşekkülü bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınmış, çocuğun özür durumunu ve özür yüzdesini belirten heyet raporu isteniyor ve bu rapor doğrultusunda işlem yapılıyor. Bu süreçte aileleri zorlayan en büyük problem işlemlerin çok yavaş yürümesi. Bu durum da şehirden şehire değişebiliyor. Özellikle de İstanbul için konuşmak gerekirse: Sağlık kurulu raporunu eğitim ve araştırma hastaneleri veriyor. Bu hastanelerdeki çocuk ve ergen psikiyatristi sayısının da oldukça az olması göz önüne alınırsa; randevu almak, muayene, nöropsikolojik değerlendirme ve tanı konulması süreci ve sağlık kurulu raporunun çıkması uzun zaman alıyor. Bundan sonra da Rehberlik Araştırma Merkezi aşaması başlıyor. Oradan da randevu almak, testlere girmek, raporun çıkmasını beklemek derken işler aylarca uzayabiliyor. Her çocuğun raporunun geçerlilik süresi bir yıl. Bir yılın sonunda çocuk Rehberlik Araştırma Merkezinde ya da hastanede tekrar değerlendirmeye alınıyor. Ve uygun görülürse rapor yenileniyor.

 
Son zamanlarda yapılan ve özel eğitimcileri ilgilendiren bazı değişimlere de dokunmadan yapamıyor Psikolog Erdaş: "Önceki yıllarda devletin özel eğitim giderlerini karşıladığı belirli tanı gruplarına destek kesildi. Sınır zeka düzeyindeki çocuklar, özel öğrenme güçlüğü ve hiperaktivite teşhisi konulan çocuklar özel eğitim kapsamının dışına çıkarıldılar. Artık bu tanıları alan çocukların özel eğitim giderleri devlet tarafından karşılanmıyor. Bu koşullar altında; ekonomik durumu yeterli olan ailelerin çocukları özel eğitim giderlerini karşılayabildiler ancak bu destekle eğitimini sürdüren dar gelirli ailelerin çocukları tamamen kaderine terk edilmiş oldular ya da çok zorlandılar. Olumlu bir değişim de var ki; devlet desteği önceden on sekiz yaşa kadar geçerliydi, bu sınırlama bu yıl kalktı. Artık on sekiz yaş üstü bireylerin özel eğitim giderleri de devlet tarafından karşılanabiliyor. Ancak erişkin hastalar için çok daha gerekli olan bir durum var ki; onların beceri eğitimi ve mesleki oryantasyonu. Bu; ülkemizde tam anlamıyla yapılamıyor."

SON

SÖYLEŞİLER VE MAKALE
DR AHMET ÇEVİKASLAN, EDİTÖR, ÇOCUK AJANDASI

ÇOCUK AJANDASI ARAŞTIRMA SERVİSİ
 Geri Dön Bu yazı şimdiye kadar 19529 defa görüntülendi
 
 
Yorumlar (2) Göster ▼ Yorum Ekle 
 

Tüm Editör Yazıları
14 MART'A 14 ACİL TALEP
1- Emekli hekim ücretleri acilen iki katına çıkarılmalıdır.

2- Hekimler arasında dayanışma yerine rekabete yol açan, hekimlik uygulamalarını değersizleştiren ve hastaları “puan”a dönüştüren mevcut “performansa ...
Tüm Köşe Yazıları
ÇOCUK POSTASI
Vitus: Kendi Yıldızını İzlemek
Ahmet ÇEVİKASLAN 
EBEVEYN PANOSU
Uzman Seçerken Dikkat!
Gaye TOLUN 
GÜNEŞ
Türkiye'de Her Dört Çocuktan Biri Yoksul
İdil ÇELİKER 
HÜRRİYET
Annesiz Kızlar
Pucca GÜNLÜK 
TARAF
Çocuklar İçin
Mustafa PAÇAL 
{Yazar Girişi}
Uzmana Sorun

Ana Sayfa | Hakkımda | Editör'den | Haberler | Köşe Yazıları | Medyada Çocuk Ajandası | Tıbbi Makaleler | Uzmana Sorun | Anne Babalara Kısa Kısa
Özel Dosya | Ropörtajlar | Öneri Tahtası | Anket | Etkinliklerimiz | İletişim
Copyright © 2008-2017 Çocuk Ajandası
Çocuk Ajandası'nda yer alan bütün yazılı ve görsel materyal, sadece kaynak (www.cocukajandasi.com) gösterilerek kullanılabilir.
Çocuk Ajandası'nda yer alan tıbbi içerikli materyal; bir sağlık profesyonelinin klinik koşullarında uygulayacağı tedavilerin yerini asla tutamaz,
sadece bilgilendirme amaçlıdır.