Editör'den Haberler Köşe Yazıları Medyada Çocuk Ajandası Tıbbi Makaleler Uzmana Sorun Anne Babalara Kısa Kısa Özel Dosya Röportajlar Öneri Tahtası
24 Kasım 2017 Cuma
Ana Sayfa Hakkımda Çocuk - Gündem Çocuk - Kültür Çocuk - Ruh Sağlığı Etkinliklerimiz İletişim

Tüm Tıbbi Makaleler
   »  Çocuk - Gelişim
   »  Çocuk - Ruh Sağlığı
   »  Çocuk - Aile
   »  Çocuk - Okul
   »  Çocuk - Genel Sağlık
   »  Çocuk - Genel Konular
ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSTİ RANDEVUSU ALMAYI DÜŞÜNENLER
Dr Ahmet Çevikaslan; Adalar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü İle Heybeliada Lions Kulübü'nün Ebevenlere Yönelik Olarak Ortaklaşa Düzenleyeceği Toplantıda Konuk Konuşmacı Olarak Yer Alacak.
Konu: Ergenler Ve Aile İçi İletişim
Tarih,Saat:18 Ekim 2011, 14-16
Yer: Büyükada 125. Yıl Atatük İlköğretim Okulu


Dr Ahmet Çevikaslan 7 Ekim 2011 tarihinde saat 21'de CNN'de "Şirin Payzın İle Ne Oluyor?" programının canlı yayın konuğu.
Konu: DEHB Tedavisi Ve İlaç Kullanımı
(Link: http://tvarsivi.com/dr-fusun-cuhadaroglu-uzm-dr-ahmet-cevikaslan-psikiyatrist-tanju-surmeli-ve-psikolog-tuce-atas-cocukl-07-10-2011-izle-i_2011100174533.html)


Dr Ahmet Çevikaslan 20 Temmuz 2011 tarihinde saat 22'de Haber 24'de Ardan Zentürk İle Olay Yeri programında
Konu: Sosyal Paylaşım Siteleri


Dr Ahmet Çevikaslan; 3 Haziran 2011 tarihinde saat 16'da A HABER kanalı AKŞAMA DOĞRU programında Defne Samyeli'nin stüdyo konuğu.
Konu: SBS Öncesi Çocuklar Ve Ailelere Öneriler


Maddi durumu yetersiz ve babası olmayan çocuklara kucak açan Darüşşafaka İlköğretim Okulu'na başvurular başladı.
Bilgi için: www.darussafaka.k12.tr/tr/index.php/sinav-2011


Dr Ahmet Çevikaslan 7 Nisan 2011 tarihinde TGRT Haber 16:00 Haberleri'nde stüdyo konuğu
Konu: YGS, Şifre İddiaları, Öneriler


"Epilepsi Ve Ben" Resim Yarışması.
Sanofi-Aventis İlaç Firması Sponsorluğu İle Türk Epilepsi İle Savaş Derneği Tarafından Organize Edilen, Epilepsi Tanısı Almış Çocukların Katolabileceği Yarışma.
Ayrıntılar İçin: http://www.sanofi-aventis.com.tr/urunler/Epilepsi_Yarisma_2011_formu.pdf


Dr Ahmet Çevikaslan 22 Kasım 2010 tarihinde Kanal A Anahaber Bülteni'nin Konuğu.
Konu: Okullarda Langırt Masası


Çocukların Sağlıklı Beslenmeleri Konusunda Sağlık Bakanlığı'ndan Sesli Kitap Uygulaması,
Bilgi İçin: http://www.beslenme.saglik.gov.tr/index.php?pid=268


TÜYAP 29. İstanbul Kitap Fuarı Çocuk Kulübü Etkinlikleri
Bilgi İçin: http://www.istanbulkitapfuari.com/


2. Çalışan Çocuk Karikatürleri Yarışması Sergi Açılışı
Düzenleyenler : Karikatür Vakfı ve
Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı
Yer: Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi
Tarih Ve Saat: 3 Kasım 2010, 18:45


Dr Ahmet Çevikaslan 14 Eylül 2010 tarihinde saat 11'de CNN Haber Bülteni telefon konuğu
Konu: 'Okula Yeni Başlayan Minikler'


Dr Ahmet Çevikaslan 13 Ağustos 2010 tarihinde saat 10:00'da CNN Haber Bülteni telefon konuğu
Konu: "LYS, Kazanamayanlar Açısından"


Çocuklar İçin Yaratıcılık Atölyeleri
Suna Ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi'nde,
03-08 Ağustos Tarihleri Arasında
www.peramuzesi.org.tr


24-25 Haziran 2010 tarihleri arasında; 'İstanbul'da Okul Öncesi Eğitimi Geliştirme ve Niteliğini Artırma, Eğitim Materyalleri' konulu '2010 Kültür Başkenti'nde Yükselen Çocuk Sesleri Çalıştayı'


Dr Ahmet Çevikaslan 17 Haziran 2010 tarihinde saat 21'de CNN Türk TV'de Açıkça programında İrfan Değirmenci'nin canlı yayın konuğu
Konu: Karne Süreci, LYS, Tatil


Kadıköy Belediyesi 9. Çocuk Tiyatro Festivali,
1-12 Temmuz 2010 tarihleri arasında her gece saat 21:00'de Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nda


Dr Ahmet Çevikaslan 7 Mayıs 2010 tarihinde öğle haberlerinde Sky Türk TV'nin telefon konuğu.
Konu: Siirt'te Çocuk Anneler


Dr Ahmet Çevikaslan 1 Mayıs 2010 tarihinde saat 10:00-12:00 arasında Airport TV'de Hayatın Ta Kendisi programında Nur Banu Molla'nın stüdyo konuğu


Dr Ahmet Çevikaslan 30 Nisan 2010 tarihinde saat 17 CNN Haber Bülteni'nde gündemi konuşacak
Konu: YGS Sonuçlarının Değerlendirilmesi Ve Gençler


Ülker Ve Fida Film İşbirliği İle 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Onuruna 17-18 Nisan Tarihlerinde 50 İldeki 158 Sinema Salonunda "Ülker Çocuk Sinema Şenliği"


Dr Ahmet Çevikaslan 11 Nisan 2010 Tarihinde Saat 14'de Habertürk TV'de Habertürk "YGS" Özel Programı'nda Canlı Yayın Konuğu


Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle 18-27 Nisan 2010 Tarihleri Arasında Çocuklar İçin Ücretsiz Oyunlar
Ayrıntılı Bilgi İçin:
www.devtiyatro.gov.tr/web/haberler/dt_23nisan_ucretsiztemsil.html’


Kenan Doğulu'dan Darüşşafakalı Çocuklar Yararına Konser,
Tarih: 21 Nisan 2010,
Mekan: TİM Maslak Show Center


Çocuklara Sinema Atölyesi; 9-12 Yaş Grubuna Yönelik, 10 Nisan-30 Haziran 2010,
Her Cumartesi 10:00-12:30,
Ortaköy Kültür Merkezi Afife Jale Salonu
Başvuru: 2163868703, 5557477557
www.sinematek.org/s/atolyeler/istanbul-atolyeleri/cocuklarla-istanbul.html


Dr Ahmet Çevikaslan 5 Mart 2010 tarihinde saat 22'de Habertürk TV'de Özge Özsağman ile "1 HABER" programının konuğu.
Konu: Anaokulunda Aşk Cinayeti ve Öğrenciler


Dr Ahmet Çevikaslan; 29 Ocak 2010 tarihinde CNN TV 15 Haberleri'nde. Konu: "Küçük Başkanın İsyanı" video-haberinin yorumu


İstanbul Oyuncak Müzesi’nde her cumartesi günü 6-12 yaş grubuna yönelik “Faber-Castell ile Eğlenceli Cumartesi Atölyeleri".
Bilgi için: 0 216 359 45 50 – 51


Dr Ahmet Çevikaslan 28 Ekim 2009 tarihinde saat 22:00'de Habertürk TV " 1 HABER " programında Özge Özsağman'ın stüdyo konuğu.
Konu: İnternet Tuzakları, Öneriler


2. Ministar Çocuk Şenliği 22 Kasım 2009 tarihinde İstanbul Green Park Hotel'de


Dr Ahmet Çevikaslan 14 Eylül 2009, saat 12'de CNN Haberler'de telefon konuğu.
Konu: "İzmir'deki Sniper Çocuklar"


Dr Ahmet Çevikaslan 3 Ağustos 2009 Pazartesi günü saat 12'de CNBC-E FİNANSKAFE programında Gülay Afşar'ın konuğu.
Konu: Çocuklarda Zekanın Değerlendirilmesi


Dr Ahmet Çevikaslan 22 Haziran 2009 tarihinde 13:00 ve 15:00 arasında Kanal 7'de İkbal Gürpınar'ın Mutfağı programının sohbet konuğu


107.0 Radyo Barış Çocuk Ajandası programının 7 Haziran 2009 tarihli konuğu Şişli Terakki Vakfı İlköğretim Okulu'ndan Psikolojik Danışman Beyhan Özpar.
Konu: Yıl Sonu Sınavları, Karne, Tatil Öncesi


107.0 Radyo Barış'da 31 Mayıs 2009 tarihinde saat 12:00'de Çocuk Ajandası programının konuğu Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Pediatrist Uzm Dr Akif Özben
Konu: Çocuklarda Lösemi, Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı Çalışmaları ve 8. Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası





Tüm Ropörtajlar
İNFERTİLİTE (KISIRLIK) ÜZERİNE
İnfertiliye ya da yaygın bilinen adıyla Kısırlık; dünyada her 7 çiftten birini etkileyen bir durumdur. İlk bakışta sağlıklı görünen ve en az 6 ay süreyle düzenli cinsel ilişki yaşayan çiftlerde; çocuk sahibi olamama durumu olarak tanımlanabilir öz ...
Aylık Bülten ve Duyurular
e-posta adresinize gelsin
ister misiniz?
Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz

Çocuk Ajandası  »  Çocuk - Kültür  »  Röportajlar

İNFERTİLİTE (KISIRLIK) ÜZERİNE

06-12-2009

  Yazdır     Yorum Ekle

İnfertiliye ya da yaygın bilinen adıyla Kısırlık; dünyada her 7 çiftten birini etkileyen bir durumdur. İlk bakışta sağlıklı görünen ve en az 6 ay süreyle düzenli cinsel ilişki yaşayan çiftlerde; çocuk sahibi olamama durumu olarak tanımlanabilir özetle. Biz de bu kez; pekçok aileyi etkileyen bu konu üzerine, Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Dr Aykut Coşkun ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
( A. C : Dr Aykut Coşkun, A. Ç : Dr Ahmet Çevikaslan)

A. Ç : İnfertilite için bizim tıp öğrenciliğimizde şöyle öğretilirdi; infertilite olgularının üçte birinden kadına ait faktörler, üçte birinden erkeğe ait faktörler sorumlu, kalan üçte birinin nedenleri bilinmez diye, hala böyle mi tanımlanır?

A. C : İnfertilitenin nedenlerini açıklarken; yüzde yirmibeşlik bir oranı nedeni bilinmeyen grup olarak kabul ediyoruz, yüzde 45 kadına ait faktörler sorumlu, gerisinden erkeğe ait etkenler sorumlu diye düşünüyoruz.

A. Ç : Bizim toplumumuzda infertilitenin sorumluluğunu kadına yükleyen bir çoğunluk zihniyeti vardır eskiden beri. Yani kısır olmak kadına ait bir eksikliktir sanki.

A. C : Bu zihniyet elbetteki hala var ülkemizde, buna büyükşehirler de dahil ama stres faktörü ile birlikte erkek infertilitesi arttı, ilaveten evlilik yaşı ve doğurganlık yaşı açısından da kadına ait süreçlerde de maalesef artış çok

A. Ç : Artan sağlık hizmetleri, medeniyetin ilerlemesi, annelik ve evlilik yaşının ilerlemesi ve diğer yaşamsal süreçler bağlamında değerlendirirsek; günümüzde infertilite oranları arttı diyebilir miyiz?

A. C : Evet; 40 yaşın üzerindeki kadınlar için infertilite oranlarında yüzde onlardan söz ediyoruz.

A. Ç : Erkekte stres faktörünün etkisi dediğiniz?

A. C : Stres faktörü dediğimiz çalışma ve yaşam şartlarında ağırlaşma. Ağır şartlar derken, yoğun iş temposu, maddi zorluklar, sosyal statü baskısı, ekonomik ve kültürel değişimler vs. Erkekleri de etkiliyor bu faktörler.

A. Ç: Çocuk sahibi olmamayı infertilite ya da kısırlık olarak tanımlamamızın ölçüsü nedir?

A. C : Normal koşullarda 6 ay boyunca, düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmazsa infertiliteden bahsedebiliriz. Kimi durumlarda bir yıl kabul edenler de vardır. Bu süreden sonra; erkekten başlamak üzere basit çaplı incelemelere başlarız.

A. Ç : İnfertilitenin sadece fizyolojik gerekçeleri olmuyor, daha kişisel gerekçeleri de var. Kadının mens siklusunu takip edememesi, ovulasyona ilişkin bilgisinde yetersizlik vs gibi, değil mi?

A. C : Düzenli ve sık cinsel ilişkiye rağmen 6 ay boyunca fertilite oluşmamışsa ve kişilerin bilgisizliğinden kaynaklanan sorunlar var ise, örneğin ovulasyon (yumurtlama) zamanını bilmiyor ise vs bir ön görüşme yapılır; basit çaplı bilgilendirme amaçlı ve incelemeye geçilmeksizin cinsel eğitim verilir. Daha sonraki evrede kadının yumurtlaması sorunsuz ise sperm takibi yapılır. Zamanla da ileri incelemelere geçilir.

A. Ç : 6 aydan söz ediyorsunuz ama çiftler 6 ayı geçirirler genellikle.

A. C : Sosyokültürel seviyesi iyi ve yaşı olgunlaşmış ise 6 ay yeterli oluyor, çocuk sahibi olmaya özendiren çevre baskısı var ise erken de gelebiliyorlar. Kültürel baskı ile istisnai olarak 16 yaşında, hatta adetleri başlamamış, ergenliği sonlanmamış olduğu halde benim çocuğum olmuyor diye gelenler dahi olabiliyor.

A. Ç :Eskiden, yani bizim tıp eğitimimize denk gelen 80’li 90'lı yıllarda kadınların en fertil dönemi olarak 22-23 yaştan söz edilirdi. Madem ki fertiliteyi olumsuz etkileyen stres faktörlerinden söz ediyoruz ve madem ki yaşamsal streslerimiz eskisinden daha fazla. O halde; modern toplumun yaşam örüntüsü; farklı yaşlara özgü fertilite oranlarını da değiştirdi mi?

A. C :Bu dediğiniz doğru ama bu rakamlar, yani fertilite açısından verimli dönemler artık 30 lu yaşlara çekildi, Avrupa’da 38-39’lu yaşlara dek çıktı, artık normal koşullarda 34-35 yaşa kadar genellikle fertil kabul ederiz.

A. Ç :Erkek için baktığınızda? Örneğin sperm kalitesi?

A. C : Erkek için, sağlıklı ise, yani kritik bir hastalığı yoksa yaş faktörü fertilite yeteneğini doğrudan etkilenmeyebilir. Erkeğin çevresel stresörleri yoksa, maddi koşulları iyiyse, geçirilmiş hastalık ya da güncel sağlık sorunu yoksa yaş faktörü çok önemli olmaz. Ayrıca teknoloji ilerledikçe ve tanı yöntemleri de zenginleştikçe yıllarca kaybolmuş çiftler de yeniden ortaya çıkmaya başlıyor.

A. Ç : Bazen 42-43 yaşında anneler duyuyorum, hatta 70 yaşında anne de okuduk bazı gazete haberlerinde. Doğru mudur?

A. C : Oradaki alt yapıyı, koşulları bilmek lazım. 100 binde, milyonda bir olabilir. Sperm bankası, embriyo donasyonu gibi durumların içinde olabilir. Bazen embriyo donasyonu ile 50 li yaşlardaki insanlara kendi yumurtası ve spermi olmamak koşulu ile embriyo donasyonu yapılabiliyor.

A. Ç : İnfertiliteyi aşmaya yönelik çaba veya yöntem çok. Tüp bebek belki en popüleri. İnfertilite tedavisinde en uygun tedavi yöntemine ulaşana dek hangi incelemelerden geçilir.

A. C : Erkek ataerkil gerekçelerle karşı çıkmazsa önce erkeğe bakarız. Spermin yapısına ve kalitesine bakarız. Özellikle yıkama sonrasında bakarız. Her laboratuarda bu işlemler yapılmaz.

A. Ç : Yıkama dediğiniz?

A. C : Spermlerin toplam sayısına bakarız. Morfolojik yapısı kaliteli ve hareketli olanları seçeriz. Dölleme yeteneği olan spermlerin seçilmesi açısından bu işlem çok önemli; örneğin; erkeğin sperm sayısı 250 milyon olabilir ama en nitelikleri 1 milyona ancak ulaşabilir. Sperm sayısı yüksek olup morfolojisi bozuk olanlar da var.

A.Ç : Sperm kalitesi düşüklüğü feretilite şansını azaltıyor yoksa engellemiyor

A. C : Engellemiyor. Veya spermin dölleme yeteneği var ama morfolojik yapı çok bozuk, bu durumda düşük nedeni olabiliyor.

A. Ç : Laboratuar incelemesinde anlaşılabiliyor mu?

A. C :Bazı testler var ama her zaman da mümkün olmayabiliyor.

A. Ç : Erkeği değerlendirdik, sperm sayı ve kalitesine baktık, sonra…

A. C : Daha sonra ultrasonografi ile kadının yumurtalık rezervi incelenir. Kadının hormon testleri, hormon profili, adet düzeni, ardından tüplerin anatomisi, histerosalpingografi ile tüplerin geçişi ve yapısına bakılır. Yüzde üç beş oranında tüplerde sorun çıkabiliyor. Ama kadının adet düzeninin ve yumurtalık USG de rezervinin iyi olması bizi bir ölçüde rahatlatıyor. Sonuç olarak; sperm iyiyse, adetler düzenliyse, kadın anatomisi sorunsuz ise yumurtlama tarihini saptayıp doğal ilişkiyle birkaç ay bekliyoruz.

A. Ç : Bu aşamalardan geçilip bütün tetkikler yapıldığında son tahlilde fertilite oluşma ya da oluşmama olasılığı?

A. C :Bu koşullarda; yani çiftler genç ve sağlıklı, sperm iyi, muayene bulguları iyi ise yüzde 30-40 fertilite sağlanır ama hiç korunmadığı halde aylar ve yıllarca döllenme gecikirse yardımcı üreme teknikleri ve ileri teknikler uygularız… İnseminasyon dediğimiz aşılama, ovulasyon indüksiyonu dediğimiz yumurtlama desteği gibi yöntemler var. Bu işlemler erkeği sağlıklı kabul ettiğimizde geçerli. Erkeği tedaviye alacaksak da kadının sağlıklı olduğuna emin olmalıyız, kadının sağlıklı olduğunu gördükten sonra erkeğe destekleyici tedavi için de adroloji ile uğraşan ürologlardan yardım destek alıyoruz. Ya da basit çaplı sorunlarda biz de yardımcı olabiliyoruz.

A.Ç : Erkeği destekleyen, yani fertiliteyi arttırmaya yönelik bu yöntemler içinde ilaç tedavileri var mı?

A. C : Vitamin benzeri bazı destekleyici ilaçlar yok değil ama ilk planda önemli olan; uygun teşhisin konulup erkeğin üroloğa ya da endokrinoloğa gönderilmesi.

A. Ç : Biz burada özet olarak konuşuyoruz ama bütün bu işlemlerin yapılması uzun sürebiliyor, belki 2 yıla sarkabiliyor.

A. C : Burada infertilite süresi de önemli. Maddi durum da önemli. Ama hastalar da o kadar sabretmiyor, biz de eskiye nazaran daha dinamik davranıyoruz. Örneğin kadın sorunsuz ama erkekte sprem düşüklüğü var , bunu yükseltmeyi düşünebiliriz ama yükselttiğimiz oran yetersiz kalacaksa zaman kaybetmeden doğrudan mikroenjeksiyona da geçilebilir ya da yükselttiğimiz oran döllenme için yeterli olacaksa erkekte bu durumun tedavisine geçebiliriz.

A. Ç : Mikroenjeksiyon denildiğinde ne anlayalım?

A. C : Tüp bebek. Overlere (oositlere) spermi enjekte etmek. Dış ortamda, yani laboratuarda döllenen embriyoları da kalitesine göre tekrar uterusa yerleştiriyoruz.

A. Ç : İnfertilitede ayrı ayrı kadın ve erkek faktörlerinden söz ettiniz, erkek faktörleri nelerdir, peki?

A. C : Pratikte en sık varikosel karşımıza çıkar, kabakulak vb geçirilmiş ateşli hastalıklar, geçirilmiş ameliyatlar, genetik ve hormonal sorunlar, inmemiş testisi gibi önceden geçirilmiş hastalık örneğin; zamanında tedavi edilmezse testisler yüksek ısıda kaldığı için spermler kaybediliyor, zamanında tedavi edilirse sorun yok.

A. Ç : Kadınlara ait faktörlere gelirsek…

A. C : Kadınlarda en sık neden yumurtlama bozuklukları / tembelliği, polikistik over, tüp tıkanıklığı, yumurtalık rezerviyle ilgili sorunlar, geçirilmiş operasyonlar vs. Hasta yumurtluyorsa nadiren immün nedenler, yine hormonal etkenler –tiroid, prl artışı

A.Ç :İnfertilite yaşayan çiftlerin maceraları daha da uzun sürüyor çoğu kez. Kimisinin başvurusu ileri yaşlarda oluyor, kimisinde tıbbi süreçler uzuyor, belki bazen de umudu kesiyor. Bazen yıllar sonra, geç yaşta fertiliiteye bağlı 40 yaş gebeler, anne babalar görülüyor. Bu gecikme durum zaten kıymetli olan gebeliği de riske sokmuyor mu?

A. C : 40 yaş üzerinde fertilizasyon yüzde onbeşlere düşer, 45 yaşından sonra yüzde üçlere beşlere düşer.

A. Ç : Bu durumda; inferilite araştırması için çiftlere hangi yaşları önerirsiniz?

A. C : Çocuk düşünülen ilk süreçte, korunmasız ve düzenli ilişkiye de rağmen döllenme gerçekleşmiyor ise...

A.Ç : Ben de kendi klinik pratiğimde ileri yaştaki anne babaların tahammülsüzlüğünü sıkça görüyorum. Dediğiniz gibi gebeliği de zorlaştırıyor... Bir de açıklanamayan infertilite kavramı var. Sigara radyasyon vb çevresel etkenlere bağlanıyor ama nedenleri de bilinmiyor.

A. C : Günümüzde bu daha da arttı. Çift dışarıdan sağlıklı görünür, 3 defa inseminasyon yapılır, yine de gebelik oluşmaz. Alt yapısında hala soru işaretleri var. Örneğin defalarca çalışırsınız bir çifte, çocuğu olmaz ayrılır, başkasıyla evlenince her ikisinin de olur ve açıklanamaz. Gittikçe artan bir durum; tüm fertilitelerin yüzde yirmibeşinden sorumlu.

A. Ç : Bir yanda teknik gelişmeler ve artan sağlık hizmetlerine bağlı olarak fertilite azalıyor ama bir yandan da yaşamsal streslerle artıyor. Peki son tahlilde, günümüz toplumunda infertilite artı mı, azaldı mı?

A. C : İnfertiite arttı. Ama şu da var. Yıllarca çocuk sahibi olamayıp bu defteri kapatan çiftler de, tıbbi ilerlemelerin verdiği cesaretle yeniden başvuruyorlar, Göreceli olarak böyle bir artış da var.

A. Ç : Fertiliteyle başa çıkmaya yönelik birçok tedavi yöntemi var. Tüp bebek de bir tanesi. Bazı kaynakların iddiasına göre; tüp bebek infertiliteyi bitirdi mi?

A. C : Yok. O da hala bazı şeylerle sınırlı. Tüp bebekte en büyük hata şu: Örneğin; bazı çiftler geliyorlar, pek çok işlemden geçmişler , sıkılmışlar ve geliyorlar hemen tüp bebek istiyoruz. Tüp bebek de bazı şeylerle sınırlı. Kadın ve erkekte; var ise, altta yatan bazı basit sorunları çözmezseniz onda da başarılı olamazsınız, implantasyon başarısızlığı dediğimiz durumlar ortaya çıkar.

A. Ç : Çiftler ilk adımda doğrudan tüp bebeğe başvururlarsa daha basit ve tedavisi kolay sorunlar gözden kaçabilir yani…

A. C : Bu mümkün ama profesyonel çalışan meslektaşlar atlamaz. Ama stres faktörü önemli. Çift yıllaca yorulmuşsa , maddi manevi hırpalanmışsa ailevi ve kültürel etkenleri girmişse psikiyatrik destek de önemli.

A. Ç : İki üç denemede başarısız olunca umutsuzluğa kapılan çiftler çok mu? Örneğin kadınlarda kısır kalma korkusu geçerli mi?

A. C : Elbette, bizim kültürümüzde kadınların en büyük derdi ya da korkusu, 'çocuğum olacak mı'? Ülkemizde bütün kadınların ilk sorusu 'benim çocuğum olacak mı'?

A. Ç : Erkek egemen bir toplumda kadına yüklenen toplumsal roller de önemli bu noktada. Kadın illa ki fertil olacak, başka şansı yok sanki. Peki; İnfertilite çalışmalarından bütün tedavi metodlarını katarsanız; şifayla düzelme, yani sağlıklı çocuk sahibi olma oranı nedir?

A. C : Hastanın geçmişi ve sürece bağlı. Hastanın ilk gelişi ise bu oran yüzde 70'ler 80 ler de olabiliyor ama zaman geçtikçe üç beş yıldan sonra gelmişse oran ya sans azalıyor. Genelde yüzde 50 üzerinde. Açıklanamayan grup dediğimiz grupta spontan, yani beklenmeyen gebelik oranı daha fazla.

A.Ç : Uzun süre gebe kalma çabasıyla yılgınlaşan gebenin ruhsal durumu, gebeliği nasıl? Örneğin bizim kendi klinik pratiğimizden bildiğimiz doğum sonrası depresyonlar var.

A. C : İnfertilite tedavisiyle gebe kalanın gebeliği ve lohusası da sıkıntılı. Doğacak çocuğun zarar görebileceğine ilişkin, uygulanan yönteme ilişkin sorglamalar bitmiyor. Acaba çocuğa bir şey olur mu? Problem olur mu şeklinde. 5-6 yıl çabalayan anne adaylarında daha fazla. Doğum sonrasında da lohusalık psikozu olabiliyor. Sıradan, ortalama hasta grubunda daha az.

A. Ç : Çiftler ve anne de bu durumda kendi kendine baskı yapıyor, bebek kıymetli olunca sezeryanla doğuma da sık başvuruluyor galiba.

A. C : Evet. Bizim ülkemizde; çiftler riske girmek istemedikleri için genellikle sezeryanla doğumu tercih ediyorlar.

A.Ç : Yaz aylarında, Sağlık Bakanlığı ve uzman hekimler arasında sezeryan üzerine tartışmalar oldu. Ülkemizde sezeryan oranları arttı mı?

A. C : Evet biraz arttı ama bu noktada alt yapı düşünülmeli. Yakına bir zamanda Askeri Müze’de Sağlık Bakanlığı ile meslek dernekleri arasında toplantı vardı, yeni yasal düzenlemeler konuşuldu. Yeni yasa inanılmaz şeyler getiriyor. Anne adayı sağlıklı ve diyelim ki bebeği kaybettik, bu durumda hapse kadar giden ciddi yaptırımlar var. Diyelim ki devlette çalışıyorum, 20 gebenin ya da doğumun beklediği yerde bir tanesi riskli, beklesen doğurur ama bu iş yoğunluğuunda gebeyi riske atamıyorum ve sezeryana alıyorum.

A. Ç : Ya sezeryana alacaksınız ya da sevk edeceksiniz.

A. C : Veya özel sektör. Ne kadar da aktif çalışsalar, gündüz kadrosu her zaman olmayabiliyor, geçici zaaflar olabiliyor. Türkiye'de;Avrupa' daki gibi normal gebelik eğitimi merkezleri yok. İstanbul' da3-5 merkez var, Ankara ve İzmir de bir iki adet, o kadar. Hasta normal doğumu bilmiyor ilk sıkışmada ağrıda panikliyor, örneğin.

A.Ç : Sezeryan yaygınlaşmasının tek nedeni ekonomik gerekçeler değil, o halde.

A. C : Tabi. Tam tersine Öyle teşvikler yaptılar ki normal doğum ekonomik açıdan daha çok kazandırabiliyor ama diyelim ki bir hastaneye doğum için gittiniz; yerine göre çocuk doktoru bulamıyorsunuz, acil durumda anestezist vs bulamayabiliyorsunuz. Büyük hastaneye de her hasta gidemiyor.

A.Ç : Böyle olaylarda konu doktorum para kazanması noktasında kalıyor. Tam gün yasasında olduğu gibi.

A. C : Maalesef bakanlık ile doktorlar arasında çekişme var. Senin doktorun bu. Önce karnını doyuracaksın.

A. Ç : Sanki bakanlık doktorlara güç yetirmeye çalışıyor gibi.

A. C : Tabi tabi. Çok özür dilerim. Bir örnek verelim. Ben devlette çalışıyorum. Çalışmayanla aynı parayı alıyorum. Örneğin şefim bana güveniyor, bana güvenip vaka veriyor ama çalışmayan da aynısını alıyor. Teşvik sistemi getir onun yerine, çalışan kazansın.

A. Ç : Bütün politikaları uzman doktora yıkmayı da doğru bulmuyorum. Uzman doktoru bir bölgeye göndermekle iş bitecekmiş gibi. Halbuki gitmesi gereken sadece doktor değil, topyekün sağlık hizmetidir. Yardımcı personel, gerekli tanı cihazları vs gibi. Bu bağlamda bakmayıp; doktorun kazandığı üzerinden sağlık politikası belirlemek konuyu basitleştirmek oluyor.

A. C : Hekim bir yerde iki yerde çalışsın. Hastanın parası olur, x ya da y hastanesine gider, kimse karışamaz.

A.Ç : Sadece o anlamda değil. Örneği ben de kendi branşım adına belediye adli tıp vs yerlerde çalıştım. Hekim sadece poliklinik yapmaz. Kişisel düşüncem; hekim açığının olduğu yerde hekimi tek yere bağlamak mı mantıklı, yoksa birkaç yerde bulundurmak mı?

A. C : Tabi ki; bir hekim yerine göre 5-6 yeri idare ettiğine göre demek ki ihtiyaç var, kimse doktorun kara kaşında gözünde değil.

A. Ç : Muhakkak ki. Arz talep dengesinde hizmeti isteyen daha çok belirler piyasayı. Yine konumuza dönecek olursak; halk arasında kısırlıkla başa çıkmaya yönelik geleneksel uygulamalar, batıl inançlar, mitler var mıdır?

A. C : Çok kalmadı onlar, eskisi kadar değil. Sözgelimi; belki bir iki defa keçiboynuzu suyuna ya da tabletine başvuruyor ama baktı ki yararı yok, bırakıyor. Eskisi gibi hocaya giden vs de kalmadı.

A.Ç : Ne güzel. Varsa da iki uygulama beraber galiba. Kısırlıkla başa çıkmaya dönük kocakarı ilaçları var mıdır?

A. C : Her şeyin moderni çıktı. Örneğin bitkisel kökenli ürünler piyasaya sürülebiliyor, üremeyi arttırıcı vs. Hastalar soruyorlar, kullanın diyorum, bence zararı yok. Plasebo etkisi oluyor belki biraz.

A. Ç : Galiba; infertiliteye dönük tedavilerde plasebo etkisinin yeri çok.

A. C : Tedavi başarısında Hekimini payı yüzde 30-40 neredeyse zaten.

A. Ç : Tüp bebek hizmetlerinin yaygınlaşmasını ve ucuzlamasını neye başlıyorsunuz?

A. C : Ülkemizde işgücü düşük, yurt dışından çok talep var ayrıca Türkiye'de infertilite oranları sosyal sebeplerden dolayı birçok ülkeden daha hızlı arttı,

A.Ç : Talebin artması arzı da artırıyor haliyle. Bazen ilanlar görüyorum. İnternet üzerinden fiyatlarla reklamlar veren. Şaşırtıcı..

A. C : Fiyat konusunda görmedim de….

A. Ç : Tüp bebek bazında fiyatlar veriyorlar ama tüp bebek tedavisi öncesi inceleme süreçlerini ve olası problemleri atlama pahasına belki de…

A. C : Hasta doğrudan doğruya tüp bebek için geldim diyebilir ama eksiği olabilir, çok aşırı ısrarlı olmadıkça, önceden yapılacak süreçleri anlatırız.

A.Ç : Günümüz toplumunda sosyokültürel değişimlerin de etkisiyle olsa gerek; fertiliteyi ve çocuk sahibi olmayı güçlendirmeye yönelik pek çok formül ortaya çıktı. Sperm bankaları, taşıyıcı annelik kurumu vs. Örneğin; geçtiğimiz yaz ayları içinde medya üzerinden taşıyıcı annelik üzerine tanıtıcı yazılar çıkmıştı. Nedir bu taşıyıcı annelik?

A. C : Taşıyıcı annelik şu: Anne adayında over , yumurtalıklar sağlıklı olduğu halde döllenen fetusu taşıyamayacak derecede uterus (rahim) problemi varsa başkası taşıyor.

A. Ç : Türkiye'de neden yasak bazı ülkelerde neden serbest?

A. C : Bakanlık politikası diyelim.

A. Ç : Sperm bankasından hamile kalanlar var örneğin…

A. C : Türkiye'de yasak ama Kıbrıs'ta serbest, örneğin...

A. Ç : Sperm bankasından hamile kalıp doğum yapanlar medyaya da yansıyor ve bunlardan bazılarının ünlü olması toplumda sempati de yaratıyor galiba. Belki destek de topluyor. Peki bunun sosyal bedelleri yok mu? Kurulu çekirdek aile kurumu yok, baba yok.

A. C : Zaten bunu tercih eden kişiler; sosyokültürel, çevresel, maddi alt yapısı uygun olan insanlar, örneğin cinsel tercihi farklı olup da çocuk büyütmek isteyen çiftler, lezbiyenler vs.

A.Ç : O halde çekirdek aile kurmak istemeyenler ya da buna uygun olmayanlar, cinsel yaşamı ve tercihi itibarı ile buna uygun olmayanlar vs...Türkiye’de uygulaması nasıl?

A.C: Uygulanıyor. İsteyen hasta grubunu Kıbrıs’ta olmak koşulu ile yönlendirme yapabiliyoruz.

A. Ç : Çok çok teşekkür ediyorum bu sohbetiniz için, hem kendi adıma hem de Çocuk Ajandası takipçileri adına. Başka ekleyecekleriniz var mıdır?

A. C : Ben sizlere teşekkür ediyorum.

SON

 



















ÇOCUK AJANDASI ARAŞTIRMA SERVİSİ
 Geri Dön Bu yazı şimdiye kadar 9310 defa görüntülendi
 
Yorumlar (0)   Yorum Ekle 
 

Tüm Editör Yazıları
14 MART'A 14 ACİL TALEP
1- Emekli hekim ücretleri acilen iki katına çıkarılmalıdır.

2- Hekimler arasında dayanışma yerine rekabete yol açan, hekimlik uygulamalarını değersizleştiren ve hastaları “puan”a dönüştüren mevcut “performansa ...
Tüm Köşe Yazıları
ÇOCUK POSTASI
Vitus: Kendi Yıldızını İzlemek
Ahmet ÇEVİKASLAN 
EBEVEYN PANOSU
Uzman Seçerken Dikkat!
Gaye TOLUN 
GÜNEŞ
Türkiye'de Her Dört Çocuktan Biri Yoksul
İdil ÇELİKER 
HÜRRİYET
Annesiz Kızlar
Pucca GÜNLÜK 
TARAF
Çocuklar İçin
Mustafa PAÇAL 
{Yazar Girişi}
Uzmana Sorun

Ana Sayfa | Hakkımda | Editör'den | Haberler | Köşe Yazıları | Medyada Çocuk Ajandası | Tıbbi Makaleler | Uzmana Sorun | Anne Babalara Kısa Kısa
Özel Dosya | Ropörtajlar | Öneri Tahtası | Anket | Etkinliklerimiz | İletişim
Copyright © 2008-2017 Çocuk Ajandası
Çocuk Ajandası'nda yer alan bütün yazılı ve görsel materyal, sadece kaynak (www.cocukajandasi.com) gösterilerek kullanılabilir.
Çocuk Ajandası'nda yer alan tıbbi içerikli materyal; bir sağlık profesyonelinin klinik koşullarında uygulayacağı tedavilerin yerini asla tutamaz,
sadece bilgilendirme amaçlıdır.